Peygamberimiz, “Her doğan İslam fıtratıüzerine doğar.”
buyurarak, Allah’a kul olma açısından herkesin eşit olduğunu
vurgulamaktadır. Bunun bilincine varmak ve kulluk görevlerini
yerine getirmek, insanın, Allah’ın verdiği akıl ve iradeyi doğru
kullanmasıyla ilgili bir durumdur. Hiç kimse, inançların gereği
olan sorumluluklarınıyerine getirmek açısından bir diğerin-den daha ayrıcalıklıdeğildir.
Peygamberimiz, çeşitli vesilelerle, Allah’a kul olmak
bakımından hiç kimsenin ayrıcalık sahibi olmadığını, bilakis
bütün herkesin eşit olduğunu vurgulamıştır. Bir keresinde ashaptan bir kimse Efendimizi ziyarete gelmiş
ve huzuruna girince titremeye başlamıştı. Bunu gören Peygamberimiz, o kişiye; “Arkadaş, titreme! Ben
kral değilim. Kureyşkabilesinden kurutulmuşet yiyen bir kadının oğluyum.”

demişti. Hz. Muhammed,
insan ve kul olma bağlamında asla kendisini diğer insanlardan ayrıcalıklıgörmediği gibi kendisine böyle
davranılmasından da asla hoşlanmamıştır. Ashabından hiç kimseyi de bir diğerinden daha ayrıcalıklıbir
konumda değerlendirmemiştir.
“Mümin olarak, erkek veya kadın, her kim salih ameller işlerse, işte onlar cennete
girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.” (Nisâ suresi, 124)
Peygamberimizin oğlu İbrahim’in vefat ettiği gün güneştutulmuştu. Halk içinde bazıkimseler, Güneş’in
İbrahim’in ölümü sebebiyle tutulduğunu söylediler. Bunun üzerine sevgili Peygamberimiz; “Ay ve Güneş,
Allah’ın ayetlerinden sadece iki ayettir. Bunlar, birinin ölümü veya doğumu için tutulmazlar. Onu tutulmuş
gördüğünüz zaman, açılıncaya kadar Allah’a dua edin ve namaz kılın.” buyurarak, insanlardan hiç
kimsenin, velev ki Peygamberin oğlu da olsa, kulluğun ötesinde bir değere sahip olmadığını, dolayısıyla
gerçek saygının sadece Allah’a gösterilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
Peygamberimizin oğlu İbrahim’in vefat ettiği gün güneştutulmuştu. Halk içinde bazıkimseler, Güneş’in
İbrahim’in ölümü sebebiyle tutulduğunu söylediler. Bunun üzerine sevgili Peygamberimiz; “Ay ve Güneş,
Allah’ın ayetlerinden sadece iki ayettir. Bunlar, birinin ölümü veya doğumu için tutulmazlar. Onu tutulmuş
gördüğünüz zaman, açılıncaya kadar Allah’a dua edin ve namaz kılın.” buyurarak, insanlardan hiç
kimsenin, velev ki Peygamberin oğlu da olsa, kulluğun ötesinde bir değere sahip olmadığını, dolayısıyla
gerçek saygının sadece Allah’a gösterilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
Günün birinde Peygamberimize pişirilmişbir koyun eti getirilmişti. O, âdeti olduğu üzere, kendisine
ikram edilen yiyecekleri ashabın kimsesiz ve fakir olanlarıyla paylaşırdı. Yine öyle yaparak, fakir ve kimse-siz insanlarla birlikte aynısofrada bu koyun etini yemekteydiler. Peygamberimiz iki dizinin üstüne oturmuş
vaziyetteydi. Bu sırada çölde göçebe hayatıyaşayan bir bedevi çıkageldi. Bedevi hayretle;“Bu nasıl oturuştur?” diyerek şaşkınlığınıgizleyemedi. Çünkü diz çöküp oturmak, o zamanın töresinde, âcizlerin,
miskinlerin ve yoksulların âdetiydi. Bedevi Hz. Muhammed’in, böyle oturmasına bir anlam verememişti.
Bunun üzerine Peygamberimiz, ona şu cevabıverdi: “Şüphesiz ki Cenab-ıAllah beni kerem sahibi bir kul
kıldı. Büyüklük taslayan bir zorba ve inatçıkılmadı.

“Mekke’nin ileri gelenlerinden birkaç kişi, Allah’ın Elçisine (s.a.) geldiler. Onu Bilal, Suheyb, Ammar,
Habbab gibi fakir ve kimsesiz Müslümanlar arasında otururken buldular. Peygamberimize:
“Bizim için bunlardan ayrıbir oturum yapmanıisteriz. Böylece Araplar, bizim bunlardan üstün oldu-ğumuzu anlasınlar. Biliyorsun ki bize Arap kabilelerinden birtakım elçiler ve heyetler gelir. Onların bizi
bu insanlarla birlikte görmelerinden utanırız. Dolayısıyla, biz gelince onlarıyanından uzaklaştır. Seninle
işimiz bittikten sonra yine istersen onlarla ayrıca otur.”, dediler. Allah Resulü onlarla görüşme ve İslam’ı
tebliğetme fırsatınıkaçırmamak için bunu kabul etti. Onlar: “Olur, demen yetmez, bizim için bunu yazılı
hâle getir.” dediler. Bunun üzerine Allah’ın Resülü Hz. Ali’yi çağırdı, bir de yazmak için sayfa istedi. O sı-rada Cibril (a.s) geldi ve: “Sabah akşam Allah’ın rızasınıdileyerek Rablerine dua edenleri sakın yanından
uzaklaştırma! Sen onlardan dolayısorumlu değilsin, onlar da senden dolayısorumlu değiller. Eğer onları
uzaklaştırırsan, zalimlerden olursun!” (En’am suresi, 52) ayet-i kerimesini getirdi. Sonra Yüce Allah,
“İşte biz, insanlarıbu şekilde bir-birleriyle imtihan ederiz. Bu yüzden
Allah aramızda bula bula bunları
mılütfuna layık gördü diyecekler.”
(En’am suresi 53) ayet-i kerimesini
indirdi.
Âlemlere rahmet olan Peygam-berimiz, anlaşmayıyazmak üzere
eline aldığısayfayıderhal bir kenara
bıraktıve bizi yanına çağırdı. Yanına
geldiğimizde; “Selam sizlere, Rabbi’niz
rahmet ve merhameti Kendisine
düstur edinmiştir.” diyordu. Ona
yaklaştık; hatta o kadar yaklaştık ki
dizlerimizi onun dizlerine dayadık. Bu
ayetin inmesinden sonra, biz eski-den olduğu gibi Efendimizin yanında
oturmaya devam ettik. Fakat o, yanı-mızdan kalkıp gitmek istediği zaman
kalkar giderdi. Ne zaman ki: “Sabah akşam Rablerine, onun hoşnutluğunu dileyerek dua edenlerle birlikte candan sabret! Dünya
hayatının süslerini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma!...” (Kehf suresi 28) ayet-i kerimesi indi, artık
böyle yapmaz oldu. Bundan sonra biz daha titiz davranmaya başladık. Birlikte otururken vakit bir hayli
geçince Efendimiz’in rahatça kalkıp gidebilmesi için biz erken davranır ve onun yanından kalkardık
Hz. Peygamber, insanlarıyalnızca Allah’a kul olmaya davet etmiştir. İnsanların sahip olduğu dünye-vi şeylerin, bir üstünlük değeri taşımadığını, hem sözleri hem de uygulamalarıyla göstermiştir. O içinde
yaşadığıtoplumun mütevazıbir üyesi olmayıseçmiştir, efendilik ve krallık taslamamıştır. Dışarıdan onu
görmeye gelenlerin, başkalarından ayırt edemeyerek “Hanginiz Muhammed?” ya da “Kavmin efendisi
hanginiz?” diye soruyor olmalarıbunun en güzel kanıtıdır.
“İnsanlar, doğuştan eşittirler: kullukta, fanilikte eşitlik. Sonra, iman
sayesinde yeni bir eşitlik kazanırlar, kardeşolurlar.” (Cemil Meriç)
islamrehberin.com
Mü'minler ancak kardeştir. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Ve Allah'a karşı takva sahibi olun. Umulur ki, böylece siz rahmet olunursunuz.{Hucurat süresi 10. Ayeti }Gul

Resim